22 Mayıs 2013 Çarşamba

Banyan Ortaköy

Maça, sinek, vale, 30....

Yirmili yaşlarımı sürerken 30 yaşıma girdiğim zaman yapmak istediğim değişiklikler, hayatımda planladığım küçük süprizler doluydu. Sonra 30 yaşın o kadar da uzak olmadığını bu değişiklikleri daha köklü bir değişim olacağını düşündüğüm 40'lı yaşlara bırakmanın iyi olduğuna karar verdim doğumgünümü kutlarken. Benim için yine de özel olan bu yaşı çok sevdiğim bir mekan Banyan'da kutlamaya karar verdik.

Banyan'a ilk olarak seneler önce Nişantaşı'nda açıldığında gitmiştim. Uzak Doğu, Asya mutfağı, Thai lezzetleri tatma fikri çok cazip gelmişti ve portakal ve çeşitli baharatlarla hazırlanan et yemeğini çok sevmiştim.Daha sonra Ortaköy'de yine benim için özel bir tanışma yemeği için burası seçilmişti.
O günden aklımdan kalan "Banyan Plate" olmuştu. Asya mantıları, karidesler gibi farklı başlangıçları birleştiren bir seçim.
Peki Banyan'da ne yemeli?
Bu sefer daha farklı lezzetler denedik. Başlangıç olarak satay soslu et ve karidesli mantılar. Her ikisi de çok güzeldi.

Ana yemek kısmında ise masamızda her zamanki gibi "Portakallı biftekten" isteyen birisi oldu tabii. Ben farklı bir ördek yemeği tercih ettim. Kırmızı erik suyunda pişirilmiş Ördek But. Diğer yemekler "Thai usülü çipura" ve somon oldu.
Gecenin en sevilen lezzeti ise kişniş görüntüsünün seçilebildiği Thai usulü çipuralar oldu.
Ve son olarak Ortaköy de bu terasın barında bir şeyler içmeden dönmek olmaz. Karşınızda muhteşem bir Ortaköy Camii, Boğaziçi Köprüsü manzarası ile Banyan kesinlikle görülmesi gereken bir yer.






Unutmadan minik detaylar hoşunuza gidecektir: limon ve nane ile servis edilen su ve ekmek eşlikçisi mini buharda sebzeler gibi. Benim ve eşim gibi Bonzaileri seviyorsanız her yerde karşılaşacaksınız.

Bu arada şans getirmesini dileyerek (aşkta kazandım ama ;)) seçtiğim iskambil simgeleri muffin'leri Torte adında butik bir pastanede yaptırdık. Geçen sene de aynı adresi seçmiştik. Ortaköy'de yer alan bu minik pastaneyi listenize alırsanız bence en güzel lezzetleri Paris Brest ve limonlu cheesecake.

Doğum günü yakın olan herkese mutlu seneler!

14 Mayıs 2013 Salı

Yunan Mutfağı / Selanik, Kavala


Bu yazıyı yazmaya başlarken Selanik yolculuğumuzu hatırlamak için Sezen Aksu'dan "yine mi çiçek" şarkısını dinliyorum. Gerekli havaya bürünebilmeniz için size de öneririm :)


Geçen sene Selanik'e seyahatimiz sırasında yol üstünde ilk durağımız Dedeağaç, (Aleksandropolis) olmuştu. Sınırı geçtikten sonra kısa sürede ulaşabileceğiniz Dedeağaç'ta sahil boyunca sırlanan restaurant ve cafeler ile keyifli birkaç saat geçirmeniz mümkün.

Hepsi deniz kenarına birkaç masa koymuş ve servis veriyorlar. Lüks bir şey beklememek gerekiyor ama her şey çok doğal ve son derece uygun fiyatlı. Yunanistan kıyıları ve mutfağı dendiğinde aklınıza ne geliyor? İşte o görüntülerin hepsi burada mevcut. Menülerinde bizdeki mezelerin hemen hemen hepsi bulunuyor. Fırında mantar, yengeç, karides köftesi, dilim feta peyniri, karides güveçler, taze balık şeçenekleri ve çok daha fazlası. Biz sahildeki masalarının görüntüsünü sevdiğimiz için Kpeatika adlı bir yeri seçiyoruz. Bu arada küçük bir bilgi Türkçe "meze" sözcüğnün Farsça "güzel tat" anlamında "maza" sözcüğünden ya da İtalyanca "mezzano" "ara yiyecek"ten geldiği söylenmektedir.
Yolculuğumuza devam ediyoruz ve Selanik'e ulaşıyoruz. Otelimiz çok merkezi ve tam istediğimiz gibi: "The Excelsior Thessaloniki". Otelde bir iki kadeh içtikten sonra kitaplarda tavsiye edilen taverna türü bir restauranta gidiyoruz. Adını bile not almaya değer bulmayacağım kadar kötü maalesef. İlk gece daha sonra İstanbul'un Asmalımescit'e benzer bir bölgesine gidiyoruz. Uzolarımızı söylüyoruz ama istediğimiz uzolardan da memnun kalmıyoruz. İlk akşamımız verimsiz geçiyor.

Ertesi gün gittiğimiz yeri kesinlikle gidecek herkese öneriyorum.

7 Seas:

Arkadaşımızın tavsiyesi ile 4-5 gün önceden rezarvasyon yaptırıyoruz. Kısa süre önce yer bulmanın pek mümkün olmadığı belirtiliyor. Ambiyansın beğenilmemesi mümkün değil. Yemeklerde de çok farklı seçenekler bulmak mümkün. Biz neler yedik? Hangi balıktan yapıldığını hatırlayamadığım bir carpaccio, deniz mahsüllü risotto, tabii ki midyeler, king crab legs ve tavsiye edilen balıklar. Her şey çok lezzetli. Fiyat konusunda ise ortalamanın üstünde sayılabilir.





Burada yaşanan bir anımızı da paylaşmak istiyorum sizinle. Yan masamızda bir çift oturuyordu. Bir süre sonra biz bir şeylere gülerken, garson bize bir kırmızı şarap getiriyor ve yan masadan gönderildiğini belirtiyor. Hepimizi şaşkınlıkla bakıyoruz. Beyfendi kadehini bize kaldırıyor ve anlatmaya başlıyor. Sanırım eski eşinin Türk olduğu ve çok eğlenceli bir insan olduğunu bizim neşemizin hoşuna gittiğini ve hatırlattığını belirtiyor. Biz de kendisine kadeh kaldırıyoruz. Gece sonunda bizde onlara menüdeki likörlerden birini seçerek gönderiyoruz ve biraz daha sohbet ediyoruz. Oldukça eğlenceli bir gece oluyor.
Gece sonunda hesabı istediğimizde buzlar içinde çeşit çeşit sakız likörleri ikram ediyorlar. Buradan sarhoş olmadan ayrılmak mümkün değil. İçiyoruz, içiyoruz :)

Ertesi gün öğle yemeği için seçtiğimiz yer Ayoli:
Selanik'in merkezindeki en hareketli meydanda yer alan Electra Palace Oteli'nin altında yer alan bu restaurantta oturuken meydandaki etkinlikler ve kalabalık turist gruplarını görebiliyorsunuz. Menü hem yunan mutfağı hem de akdeniz mutfağından oluşuyor. Şarap seçenekleri de oldukça iyi. Biz Gerovassiliou-Viognier ve Cabernet Sauvignon seçiyoruz.


Yolculuğumuzun son durağı Kavala. Akşamüstü ulaştığımız Kavala'da iki farklı yerden bahsedeceğim. Sahilde tipik bir Yunan lokantası olan Aniko açık bulabildiğimiz sayılı yerlerden birisiydi. Sahile yakın ve merkezi bir konumda. Yine bildiğimiz mezeler ve balıklar servis ediliyor. Burada herkes çok ilgili ve güler yüzlü.


Imaret Otel:

Gruptaki erkeklerin viski, kızların kahve içmek için uğrayıp büyülendiği yer. Kavala'da kalınacaksa bütçeyi aşıp burada kalmak mükemmel olabilir. Otel dışındaki müşterilere açık olup olmadığını bilmiyoruz ama kapıyı çalıp şansımızı denemek istiyoruz. Bizi beş çayı ikram yapılan müthiş Kavala manzarası olan bir bölüme alıyorlar.


Otel müşterileri, servis personellerinin kıyafetleri ve tutumları, porselen tabakları ile sunumları hepsi görülmeli. Butik otel kullanımının karşılığı olabilecek bir mekan.

Ve eve dönüş...
Eğer bizim gibi araba ile bu yolculuğu yapmaya karar verirseniz, sınırdaki alışveriş noktalarında sizi bekleyen bir sürü ürün olacak. Zeytinyağları, sakız likörleri,  zeytinler, damla sakızlı reçeller ve uzo çeşitleri. (Kavala kurabiyesi Kavala'dan alındı :)) İyi alışverişler...






10 Mayıs 2013 Cuma

Arçelik Gastro İstanbul Festivali

Sıra geldi bir gastronomi festivaline... İstanbul'da bu şekilde bir sey düzenlenir de gidilmez mi?  Bu organizasyon  hakkında çok fazla şey okumak istemedim. Aklımda bir hayal kurup büyütüp büyütüp onları beklemek yerine yemekler yapılacak ve yemek konuşulacak yeri o anda görmek istedim.
Gördüğümü de beğendim :) Sanıyorum İstanbul'da bu çapta düzenlenen ilk festival diyebiliriz.

Katılan markalar içinde çok sevdiğim adresler vardı. Bir yandan şunu düşündüm İstanbul'da hizmet veren köklü bir restaurant olsam böyle bir etkinliğe neden katılmayayım? Düşünsenize vakit ayırarak burayı gözlemlemek, öğrenmek isteyen muhtemel müşteri grubunuz orada. Dolayısı ile ana markaya böyle bir etkinlik için teşekkür etmek gerekiyor. İlerleyen senelerde düzenli bir şehir etkinliği olursa eminim daha çok gelişecek yanları da olacaktır.
Ufak ufak fikirlerimi paylaştıktan sonra bugün neler gördüğüme ve tattığıma gelelim...

Festival'de birçok sevilen restoran yer alıyordu. Bu markaların bir kısmı kendi menülerinde yer alan sevilen içecek ve yiyeceklerin bir kısmını sunarken, bir kısmı da yeni menüler yaratmıştı. Şeflerin sizin önünüzde hazırladıkları minik lezzetlerden istediğinizi satın alıp tadabiliyorsunuz. Bu sırada Arçelik standında gün içinde aralıklı yemek atölyeleri düzenleniyor.


Bana eşlik eden arkadaşım Derya ile ne yiyeceğimize uzun uzun gezdikten sonra karar veriyoruz. Mini hamburgerlerimizi yemek için masa ararken Doors Akademi'nin atölyesi başlıyor. Eğitmenler önce kendini tanıtıyor, eğitimlerini ve deneyimlerini paylaştıklarında söylemeliyim ki hayal ettiğimin çok üstünde bir ekip. Sezar Salatasını peyniraltı suyundan jeller ve tavuk kullanılan lolipoplar eşliğinde yeniden yaratıyorlar.

Bizde bu arada yiyoruz ve yiyoruz :) İçecek bölümü maalesef çok kapsamlı değil. Daha önce Kanyon'da şarap tadımına yönelik bir etkinlik düzenlenmişti. Oradaki katılımcıların ve getirilen şişelerin çok daha fazla olduğunu söylemeliyim. Ayrıca her marka tanıtımı için çok daha renkli tanıtım şekilleri seçmişti.

Favorim Lucca ve Les Ottomans oldu. Lucca'da Mini hamburgerler ve Satsuma limonata. Les Ottoman'da ise yer elması çorbası. Da Mario en sevdiğim ilk 10 listesinde yer alıyor. Doors grubunun bu mükemmel restaurantında ise Tiramisu ile kapanışı yapıyorum.

Sonra Frankie gözüme çarpıyor. Sıra sıra hazırlanmış içecek standında siyah üzümlü ice tea alıp yeme içme işlerini gerçekten kapıyorum :)

Şimdi festival havasını yaşatmak için sizi resimlerle baş başa bırakıyorum.





Festival iki gün daha Küçükçiftlik Park'ta devam ediyor. Sosa, Midpoint, Num Num, Vogue, Borsa ve daha fazlası gezilebilir.