16 Eylül 2013 Pazartesi

Farklı Çorbalar/ Creamy Vichyssoise


Soğuklar geldikçe içimizi ısıtacak bir şeyin varlığı hayatımıza geri dönüyor. Bundan sonra yeni bir bölüm olarak bulunacak bu başlıkta sizi farklı çorba tarifleri ile buluşturacağım. Çorba sözcüğü Farsça "şorba" dan geliyor. "şor" tuzlu, "bag" yahni kelimesi anlamındadır. Her ne kadar yahni dedimse de çorba denince aklınıza sadece bildiğimiz türlerin gelmediğini umuyorum. İtalyanların "Minestrone"undan, Rusların "Borscht" çorbasına kadar birçok tarifi bu bölümde bulacaksınız. Bugün bir Fransız tarifi ile başlıyoruz:

Creamy Vichyssoise:
Bana anlatılanlara göre en klasik çorbalardan birisi. Orjinal tarifte pırasa, kereviz ve patates yer alsa da bazı şeflerin havuç ve tatlandırmak üzere sarımsak kullandığı da belirtiliyor.
Çorbada kullanılan tavuk suyu için bulyon kullanmamanız adına bir sonraki sefer tavuk suyu yapılışını paylaşıyor olacağım. Hadi bu lezzetli tarife başlayalım:

Malzemeler:


  • 3 adet pırasa
  • 1 kg patates
  • 1 büyük soğan
  • 1 kereviz
  • 50 gr tereyağ
  • Yaklaşık 2 litre tavuk suyu
  • 200 ml krema
  • Doğranmış frenk soğanı
  • tuz
  • karabiber
Hazırlanışı




  1. Pırasaları yıkadıktan sonra yeşil bölümlerini ayırın. Soğanları, kerevizi ve pırasayı ince doğrayın.
  2. Bir kap içinde tereyağını eritin. 10 dakika doğradığınız sebzeleri yüksek ateşte çevirerek pişirin. Kahverengi bir renk almasına izin vermeyin.
  3. Bu sırada, bulyon kullanacak iseniz, bir kap içinde kaynar suda tavuk suyu bulyonu eritin. Sebzelerin üstüne ilave edin, kaynamaya başlasın.
  4. Patetesleri soyun ve küçük parçalar halinde kesin. Diğer sebzelere ekleyin, tuz ve karabiber ilave edin. 50 dakikaya yakın bir süre kısık ateşte pişirin.
  5. Mixer yardımı ile tüm karışımı karıştırın, hafif bir püre kıvamına gelecek.
  6. Kremayı ekleyin ve bu sırada çırpmaya devam edin. Doğranmış frenk soğanları ile servis yapın. 
Soğan ile ilgili bir bitiriş yapalım.
Soğan, tarih-öncesi dönemlerden beri yetiştirilip yenmektedir. Ondan en erken sözediş, İÖ 3200'lerin Mısır'ındadır. Eski Mısırlılar açısından soğan, eşmerkezli katmanları nedeniyle sonsuz yaşamı simgelemekteydi.

Afiyet olsun :)



11 Eylül 2013 Çarşamba

Amsterdam/ Yeme İçme Zamanı


Amsterdam... Üstünden iki sene geçtiği için tüm detaylarını hatırlayamadığım ancak her dakikası çok keyifli ve yine yemek dolu bir yere geldi sıra. Kalabalık bir grup gidince Amsterdam'da sizi nasıl bir eğlencenin beklediğini biliyorsunuz: Red Light, casino, magic mushroom gibi.... Bütün bunları zaten yapacağınıza kesin gözü ile baktığım için ben bugün size iştah açıcılardan bahsedeceğim.
The Pancake Bakery, Puccini Bomboni, Reypenear,  Luxemburg Cafe, Dynasty

The Pancake Bakery:
Amsterdam'ı araştırmaya başladığımda Pancake için dünyada en iyi bilinen adreslerden birisi olduğunu duyunca, denemeye karar verdiğimiz bu mekan Amsterdam'ın merkez olarak kabul edilecek bölgesinin biraz dışında. Menü gelince şaşıracağınızı sanıyorum. Yaklaşık olarak 70 çeşit tatlı ve tuzlu pancake bulunuyor. Servis inanılmaz büyük. Bir kişinin tek bir servisi bitirmesi oldukça güç. Sunum ve tadı güzel olsa da olumsuz tek eleştirim üstünde kullanılan krema çok fazla. Bu uyarıyı yaparak isteminizi öneririm.


Hollanda'yı peynirden bağımsız düşünmek mümkün değil. Amsterdam American Hotel'de gidebileceğimiz peynir dükkanlarını sorduğumuzda verdikleri broşürden iki adresi belirledik: Reypenaer cheese tasting, Puccini bomboni

Reypenaer:
Geleneksel methodlar ile üretilen Hollanda peynirlerini bulabileceğniz bir adres. Sadece peynir çeşitleri ile sınırlı değil. Peynir servisinin sunumu için kesme tashtaları veya özel bıçak gibi aksesuarlarda satılıyor. Peynirler bekletilme dönemlerine göre sınıflandırılıyor. Buradan eliniz kolunuz paket dolu çıkabilirsiniz.



Puccini Bomboni:
İki mağaza birbirini çok yakın. Peynirlerinizi aldıktan sonra bu sefer sıra çikolatalara geliyor. Puccini bonboni'de çok farklı ürünler bulabiliyorsunuz: Kayısı marzipan dolgulu, Cointreau likörlü, yabanmersini parçaları ile hazırlanan çeşitler gibi. Dünyanın en güzel çikolataları demiyorum ama ziyaret edilebilir.


Luxembourg Cafe:
Bence şehrin ruhunu çok iyi yansıtan bir cafe. Amsterdam'da sabah uyanıp erken saatte gezmeye başlarsınız, şehrin biraz karanlık ve sakin olduğunu göreceksiniz. Kanal yanındaki yerlerde biraz daha farklı bir hava bulunuyor. Cafe Luxemburg'a girdiğnizde aynı şekilde biraz karanlık ama arka tarafında kanala baktığını tahmin etmeden adımınızı atacaksınız. Dekorasyonu ne kadar eski ve köklü bir yer olduğu hissini verecek. Kahvaltı menüsü ise çok basit ama getirilen ürünlerin hepsi lezzetli. Kruvasan, çırpılmış yumurta, peynir, reçel, yağ, portakal suyu ve kahve :) Bu menü benim yüzümü güldürmeye yetiyor. Maalesef o yıllar blog yazacağımı tahmin etmediğim için her şeyin fotoğrafı yok. Sadece manzarısının görüntüsünü paylaşabiliyorum.



Dynasty:
Gruptaki arkadaşımızın bir akrabasının Amsterdam'da en sevdiği ve her geldiğinde uğradığı bu restaurant olduğu için burayı seçiyoruz. Tam bir Uzak Doğu esinstisi. Yemeklerden önce çok değişik dekorasyonundan bahsetmeliyim. Tavan'da Asya simgesi olan şemsiyeler tüm alanı kaplıyor ve ilginç bir aydınlatma kullanılmış. Yemekeler çok güzel, birçok şey denediğimizi ve sevdiğimizi hatırlıyorum. Özellikle çorbaları çok beğeniyoruz. Menüde Çin, Thai ve Malezya mutfaklarından çeşitler yer alıyor.


İsimlerini hatırlayamadığım birçok pub bulunuyor. Harika biralar ile fish&chips'te önereceğim son lezzet. Son olarak, bira tadımı konusunda tabii ki Heineken Müze'sini ziyaret etmeden dönmeyin. Amsterdam'da yemek anlamında elinizin ve midenizin boş dönmeyeceğine eminim :)



9 Eylül 2013 Pazartesi

Bekarlığa veda, elveda :)

Leb-i derya

Benim gibi 30 yaş grubu kadınların etrafında sıkça bahsi geçen bir konu, bekarlığa veda konseptini bu sefer ele alıyorum.  İki sene önce benim de geçtiğim bu yollardan, yakın zamanda en sevdiğim arkadaşlarımdan biri olan Esra geçti.  Esra'nın evlilik öncesi kutlama için seçtiği adres ise Leb-i derya oldu. Leb-i derya'nın hem Kumbaracı yokuşundaki hem de Richmond Oteli'nin üstünde olan kısmına üniversite döneminden itibaren sıkça gitmeme rağmen bugün size bahsedeceğim "private room" bölümünü yeni öğrendim. Yaklaşık 15 kişilik bir grup için oldukça uygun özel bir oda. Güzel manzarası ve kusursuz servisi ile listenize alabileceğiniz bir alternatif. Leb-i Derya, böyle bir gece için 5 farklı menü sunuyor.
Benim size detaylarını verebileceğim yemekler: Zeytinyağlı tabağı, somon lakerda, chili biberli tavuk ve armut& espressolu panna cotta


Zeytinyağlı tabağı bildiğimiz sunumlardan çok farklı. Kullanılan tüm malzemeler mevsimine uygun ve lezzetli. Kuş üzümü ve havuçlu kabak zeytinyağlısını daha önce denememiştim. Bildiğimiz zeytinyağlıların dışında alternatifler sunuyorlar. Diğer sunumlar ise pırasa zeytinyağlısı ve şakşuka benzeri bir patlıcan mezesi.




Ardından, Chili biberli tavuk geliyor. Yatağında kullanılan malzemeler köz biber, ıspanak ve ceviz.  
Tatlı kısmında ise, benim çok sevdiğim bir tatlı Panna Cotta, üstünde bir dilim armut ile servis ediliyor. Aslında kıvam olarak Panna Cotta'dan biraz farklı olsa da çok lezzetli.


Diğer menülerde, öne çıkan tatlar ise somon lakerda salatalık- portakal carpaccio eşliğinde, mürdüm erikli kuzu şiş, nar sorbe & tahin parfe, antep fıstıklı somon lavanta dereotu taboule ve mango kreması ile ve vişneli kuru patlıcan dolması.

Menü üstünde düşünülmüş ve farklı lezzetleri bir araya getirmek için uğraşılmış hissini uyandırıyor. Fiyat konusunda ise tavuk, et ve balık menülerine göre değişkenlik gösteriyor. 100- 120 TL aralığında menü alternatifleri bulunuyor. Son olarak, gelelim bekarlığa veda parti kızının pastasına: Korse formlu oldukça eğlenceli bu pasta da Pelit tarafından yapıldı.


Ve böylece bir bekar daha kaybediliyor :)